HEKİMİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ NELERDİR?

 

İŞİ BİZZAT YAPMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Hekimin bu borcu, Borçlar Kanunu’nun 506. maddesinde; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir” şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeden görüleceği üzere, aşağıdaki üç istisna dışında doktorların işi öncelikle kendilerinin yapmaları gerekir.

İlk istisna, vekil ve müvekkilin bir başkası tarafından anlaşmanın olması ve kabul edilmesidir. İkinci istisna, adet gereği işi başkasının yapmasıdır. Üçüncü istisna, icap gereği ya da zorunluluk halinde başkasının yapmasıdır. Bu nedenle hekim, kendisine verilen işi veya işin bir kısmını yapmakta hukuki ve fiili imkansızlık olmalı ve işi başkasının yapmasına mecbur kalmalıdır. Ancak hekim, işi yapacak kişinin ehil olmasına dikkat etmelidir.

Doktorlar ve hastalar arasındaki vekalet ilişkisi güvenle kurulur. Hastaların doktor seçme hakkına sahip olmalarının nedeni doktora duydukları güvendir. Bu nedenle doktorlar ve hastalar arasındaki vekalet ilişkisinde, işleri bizzat yapma sorumluluğu çok önemlidir.

HEKİMİN TEDAVİ YÜKÜMLÜLÜĞÜ

19 Şubat 1960 tarih ve 10436 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Tıbbi deontoloji nizamnamesi’nin 16. Maddesinde “Tabip ve diş tabibi, bir kimsenin sıhhi durumu hakkında, ilmî metodları tatbik suretiyle bizzat yaptığı muayene neticesinde edindiği vicdani ve fennî kanaata ve şahsi müşahadesine göre rapor verir” hükmü yer alır. Bu sebeple doktor, acil vakalar gibi zorunlu durumlar hariç muayene etmeksizin tedaviye başlayamaz.

HEKİMİN ANAMNEZ ALMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Anamnez, hastanın tıbbi geçmişi hakkında çeşitli bilgilerin elde edilmesi sürecidir. Bu bilgi, hastalığın teşhisi için faydalıdır ve ayrıca tedavinin seçimi ve uygulanması için önemlidir.

Bu sebeple sağlık merkezlerinde anamnez alma formları oluşturulmuştur. Bu formlardaki sorular doktor tarafından hastanın anlayabileceği şekilde hastaya sorulmalı, açıklama eklenmeli, sabırla yanıt beklenmeli ve alınan yanıt net bir şekilde kayıt altına alınmalıdır. Eksik veya yanlış bilgiler olması doktorun ihmali olarak kabul edilir.

TANI YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Anamnez, muayeneler, laboratuvar sonuçları, görüntüleme çalışmaları ve cerrahi prosedürler (laparoskopi gibi) dahil olmak üzere tüm tıbbi faaliyetlere dayanarak hastalara teşhis koyma sürecidir. Tanı konulamayan ve bunun sonucunda meydana gelen zarardan genellikle bunun mesleki bir hata olduğuna inanılmaktadır. Teşhis yanlış olmamakla birlikte eksik olması da mesleki uygulamada hata kabul edilmektedir. Doktor teşhis koyamıyorsa ya da geç teşhis koyuyorsa bu, onun ilgisizliğinden ya da bilgisizliğinden kaynaklanıyorsa bu da tıbbi uygulamada bir hatadır. Ayrıca doktor, koyduğu tanıyı hastalarını bilgilendirmekle yükümlüdür. Hastaya tanının bildirilmesi, tedavi için hastanın rızasının alınmasının bir ön koşuludur.

TEDAVİ YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Hastalıkları veya patolojik durumları iyileştirmeyi, fiziksel anormallikleri veya kusurları ortadan kaldırmayı, ağrıyı ve zihinsel ıstırabı azaltmayı ve ortadan kaldırmayı, ağrıyı hafifletmeye veya en azından tolere edilebilir bir duruma getirmeyi, semptom tezahürünü azaltmayı amaçlayan herhangi bir tıbbi faaliyete tedavi denir. Doktorların tedavi yükümlülüğü vardır ve tedavinin zamanında yapılması gerekmektedir.

TEDAVİYİ KESME YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Hasta, geleceğe ilişkin karar verme hakkı nedeniyle tedavisinin sonlandırılmasını talep ederse, doktorun bu yükümlülüğe uyması gerekir. Bir kişinin geleceğini belirleme hakkı en yüksek normdur ve ahlaki nedenlerle ihlal edilmemelidir.
Tedavisi olamayacak hastalığı olan bir hasta, ölümü geciktirecek tedbirleri ve tedaviyi durdurmak istiyorsa doktor bu isteğe uymalıdır. Bu durumda, doktor sadece hastanın ıstırabını hafifletmekten sorumludur. Tedaviyi bitirmek isteyen hastaya ağrıyı azaltan uygulamaları da bitirmek doktor hasta sözleşmesine aykırılık taşır.

YARGITAY KARARI

T.C. YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2005/3645 K. 2005/11796 T. 8.7.2005

ÖZET: Dava, doktorun yanlış teşhis ve tedavi sonucu ölüme sebebiyet vermesi nedeniyle tazminat talebine ilişkindir. Somut olayda, hükme esas alınan Adli Tıp Genel Kurulunun 29.1.2004 tarihli raporunda, davalı doğum ve kadın hastalıkları uzmanı Dr. A.’nın, davacının annesi olan S.’nin doğum sonrası takibinde özensiz ve dikkatsiz davrandığı, kontrolleri sırasında başlamış olan enfeksiyona yönelik bir tedaviye başlamadığı, bu nedenle olayda 2/8 oranında kusurlu bulunduğu açıklanmıştır. Raporda her ne kadar davalı hastanenin kusuru bulunmadığı belirtilmiş ise de davalı hastane, çalıştırdığı personelin seçiminde gerekli özeni göstermediğinden doktor ile aynı oranda kusurlu olduğu kabul edilmelidir. Dosya içindeki raporlarda davacının bir kusurundan bahsedilmemektedir.

Tüm bu açıklamalar ışığında, taraflar arasındaki uyuşmazlık vekâlet aktinden kaynaklandığına, davalıların her türlü özen gösterme borcu olup, en hafif kusurundan bile sorumlu bulunduğuna göre, zararın tamamından sorumlu tutulmaları gerekirken, maddi zarar hesabında kusur oranına göre indirim yapılmış olması usul ve yasaya aykırıdır.

DAVA: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalılar avukatı tarafından duruşmalı davacı tarafından duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kâğıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat A. E. gelmiş, diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR: Davacı, M. S. E. ‘ye velayeten babası Ş. E. tarafından açılan davada, küçük

M. S.’nin annesi S. E.’nin 20.7.1998 tarihinde, davalı şirkete ait Özel Ş. Hastanesinde, diğer davalı doktor A. B. refakatinde davacı küçüğü doğurduğunu, aynı gün taburcu edildiğini, doğumdan 6 gün sonra kontrol için davalılara başvuran S.nin normal olduğu söylenerek eve gönderildiğini, 2 gün sonra ise yüksek ateş şikâyeti ile önce Devlet Hastanesine, oradan davalı hastaneye, buradan da Diyarbakır Dicle Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilerek yapılan müdahaleye rağmen 2.8.1998 tarihinde vefat ettiğini, davalı doktor hakkında açılan ceza davası sırasında Yüksek Sağlık Şurasından alınan raporda doktorun 4/8 kusurlu bulunduğunu, davalı doktor ve hastanenin kusurlu ve özensiz davranışları yüzünden ölümün gerçekleştiğini ileri sürerek davacı küçük için 80.000.000.000 TL maddi tazminat ile 20.000.000.000 TL manevi tazminatın ölüm tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, davalı doktor ve hastanenin, haksız fiil ve adam çalıştıranın sorumluluğu hükümlerine göre sorumlu oldukları, Adli Tıp raporuna göre davalıların 2/8 kusurlu oldukları kabul edilerek belirlenen maddi zarardan kusur oranında indirim yapılmak suretiyle

2.036.924.793 TL destekten yoksun kalma tazminatı ve 27.427.500 TL tedavi gideri ile

18.000.000.000 TL manevi tazminatın 2.8.1998 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsiline, fazla isteğin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2) Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HUMK. 76. maddesi gereği doğrudan hâkimin görevidir. Dava, davacının desteği annesinin tedavisini üstlenen davalı hastane ve çalıştırdığı doktorun tedavi sırasındaki kusurları nedeniyle oluşan zararın giderilmesine ilişkindir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır.

(BK. 386-390 )

Vekil vekâlet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur.

Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. ( BK. 321/1 md. )

O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafifte olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlar da, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmalı, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmalı ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil ( hasta ), mesleki bir iş gören doktor olan vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekâleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.

Somut olayda, hükme esas alınan Adli Tıp Genel Kurulunun 29.1.2004 tarihli raporunda, davalı doğum ve kadın hastalıkları uzmanı Dr. A.’nın, davacının annesi olan S.’nin doğum sonrası takibinde özensiz ve dikkatsiz davrandığı, kontrolleri sırasında başlamış olan enfeksiyona yönelik bir tedaviye başlamadığı, bu nedenle olayda 2/8 oranında kusurlu bulunduğu açıklanmıştır. Raporda her ne kadar davalı hastanenin kusuru bulunmadığı belirtilmiş ise de davalı hastane, çalıştırdığı personelin seçiminde gerekli özeni göstermediğinden doktor ile aynı oranda kusurlu olduğu kabul edilmelidir. Dosya içindeki raporlarda davacının bir kusurundan bahsedilmemektedir.

Tüm bu açıklamalar ışığında, taraflar arasındaki uyuşmazlık vekâlet aktinden kaynaklandığına, davalıların her türlü özen gösterme borcu olup, en hafif kusurundan bile sorumlu bulunduğuna göre, zararın tamamından sorumlu tutulmaları gerekirken, maddi zarar hesabında kusur oranına göre indirim yapılmış olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

SONUÇ: 1. bent gereğince davalıların tüm, davacıların diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek hâlinde iadesine, peşin harcın istek hâlinde iadesine, 400 YTL. duruşma avukatlık parasının davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, 8.7.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

Tıp Hukuku Alanındaki Diğer Yazılarımız İçin Tıklayınız >>> https://hazarhukuk.com.tr///tip-hukuku/

 

Avukat Adem AYDIN

 

 

Diğer Yazılarımıza Ulaşmak İçin Tıklayınız>>> https://hazarhukuk.com.tr/faydali-bilgiler/

Daha Detaylı Bilgi Almak İçin Bize Ulaşın — Telefon: ( 0424 236 66 80 – 0530 349 38 49 – 0531 612 03 95 )

E-mail: hazarhukukaw@gmail.com

Phone icon
Telefon
İletişim
WhatsApp icon
WhatsApp