SES VE GÖRÜNTÜ KAYITLARININ DELİL OLMASI

Ceza yargılamasında geçerli olan vicdani delil sistemine göre hukuka uygun olmak kaydıyla her türlü şey delil olarak sayılmaktadır. Fakat ses ve görüntü kayıtlarının delil değeri konusu hukukumuz da hala tartışmalıdır. Ses ve görüntü kayıtlarının delil değeri ancak bir yan delil ile destekleniyorsa kabul edilebilir nitelikte olacaktır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/37160 Esas, 2014/21301 Karar ve 11/06/2014 tarihli kararında; “…Dairemizce benimsenen YCGK’nın 21.05.2013 tarih ve 2012/5 esas 2013/248 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur.” şeklinde karar vermiştir. Dolayısıyla ani gelişen ve başka türlü delil elde etme olanağı olmayan durumlarda alınan ses ve görüntü kayıtları hukuka uygundur. Vicdani delil sistemi çerçevesinde ses kaydı ceza davasında delil olur muses ve görüntü kaydı delil sayılabilecektir.

Ses ve görüntü kayıtlarının güvenirlik ve orijinalliklerinin kesin olarak belirlenmesi gerekmektedir. Ceza yargılamasında ses ve görüntü kayıtlarının delil değeri bakımından bu kayıtlar üzerinde oynama yapıldığından şüphe duyuluyorsa teknik inceleme yapılmalı, bu hususta mahkemece bilirkişi raporu alınmalıdır. Kaydın güvenilirliği konusunda şüphenin giderilememesi halinde, ses ve görüntü kaydına delil değeri taşımayacak ve aynı zamanda hükme esas alınamayacaktır. Ancak teknik inceleme ile kaydın güvenilir olduğu ispatlanırsa ve kayıt somut olay ile uyumluysa ses ve görüntü kaydı hükmün oluşturulmasında yeterli kabul edilebilir.

KONUYA İLİŞKİN YARGITAY KARARI:

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/37160 E. 2014/21301 K.


“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ: Sulh Ceza Mahkemesi

SUÇ: Hakaret

HÜKÜM:Mahkumiyet

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre, sanığın yokluğunda verilen kararın, Tebligat Kanunu’nun 21. maddesinde belirtilen usule riayet edilmeden tebliğ edildiğinin anlaşılması karşısında, eski hale getirme isteğinin kabulüyle, usulsüz tebligat sonrasında başka suretle öğrenme üzerine gerçekleştirilen temyizin süresinde olduğu kabul edilerek dosya görüşüldü:


Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.


Ancak;
1-Kişilerin özel yaşamlarının ve haberleşmenin gizliliği ilkelerinin 20, 22. maddelerinde güvence altına alındığı Anayasanın 38/6. maddesinde, kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmiş, tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde özel yaşamın gizliliği korunmuş, 6. maddesinde ise adil yargılanma hakkı düzenlenmiş ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarında, özel yaşamın gizliliği ilkesine aykırı olarak elde edilen hukuka aykırı delillerin anılan sözleşme hükümlerine aykırılık teşkil edeceği kabul edilmiştir. (bkz. 6. madde yönünden 12.7.1988 tarihli Shenk-İsviçre kararı, prg. 30-48; Dr. Sibel İnceoğlu, Adil Yargılanma Hakkı, 3.B. 2008, s. 291; 8. madde yönünden 26. 4. 1985 tarihli Malone-İngiltere ve 24.4.1990 tarihli Fransa-Kruslin/Huoin kararı vd., Prof.Dr. Durmuş Tezcan-M.R.Erdem-O.Sancaktar, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, 2004, s. 387) 5271 sayılı CMK’nın 206/2-a ve 217/2. maddelerinde ise yasa ve hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamayacağı açıklanmıştır.


1412 sayılı CMUK’nın 18.11.1992 tarihli ve 3842 sayılı Kanun ile değişik 254/2. maddesinde de, “soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri delillerin hükme esas alınamayacağı” belirtilmiştir. Anılan Kanun döneminde özel kişilerin elde ettiği deliller hakkında Anayasa Mahkemesinin 22.6.2001 tarihli ve 1999/2 esas, SPK 2001/2 sayılı kararında (RG. 5.1.2002 Mük. Sayı 24631) şu saptamalar yapılmıştır: “1412 sayılı CMK’nın 254/2. maddesinde yasaklanan deliller hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerdir. Hukuka aykırılıktan kasıt ise, tüm pozitif hukuk kuralları ile birlikte hukukun kabul edilmiş evrensel ilkelerine aykırılıktır. Bu anlamıyla yasadışılıktan daha geniş bir içeriğe sahiptir. …Anayasal haklara ağır bir müdahale söz konusu ise, özel kişiler tarafından hukuka aykırı bir şekilde elde edilen delillerin de delil yasakları kapsamına girmesi gerekir.


Çünkü delil yasaklarının asıl amacı, temel insan hak ve özgürlüklerini korumaktır. …Buna aksi bir görüşü savunmak, özel kişilere bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal etme imkanı verir ki, bu bir hukuk devletinde kabul edilemez. …insan hakları çiğnenerek elde edilen delillerin mahkemeler tarafından dikkate alınması CMUK 254/2 hükmü nedeniyle mümkün değildir.
Özel konuşmaları kaydedilen kişilerin en temel hakları ihlal edilmiştir. Çünkü Anayasanın 20. maddesinde özel hayatın gizliliğine dokunulamaz, 22. maddesinde ise haberleşmenin gizliliği esastır’ kuralı yer almaktadır. Bu yol bir kez açılacak olursa, hukuk devletinin temel kurallarından birisi olan ve varlığını Anayasanın 2. maddesindeki ‘hukuk devleti ilkesinden alan delil yasaklarına ilişkin kanun maddesi tüm etkisini yitirecektir. Usul hukukumuzdaki ilkelerden olan dürüst işlem ilkesi’ de bu şekilde elde edilen bir delilin kullanılmasına olanak vermez. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil/dürüst yargılanma hakkı, kişilerin hukuk devletinin kuralları çerçevesinde yargılanmalarını öngörür. Bu kurala aykırılık, işlemin adil olmasını ve dürüst işlem ilkesini ihlal edecektir.”

Açıklanan kanuni düzenlemeler ve yargısal içtihatlar karşısında, yalnızca hukuka ve yöntemine uygun biçimde kaydedilmesi durumunda kişilerin ses ve görüntü kayıtlarının delil niteliği bulunacak, buna karşın bir kişinin yaptığı görüşmenin gizlice kaydedilmesi hukuka aykırı olduğundan, delil olarak değerlendirilmesi olanaklı bulunmamaktadır. Ancak Dairemizce benimsenen YCGK’nın 21.05.2013 tarih ve 2012/5 esas 2013/248 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur. Aksi takdirde kanıtların kaybolması ve bir daha elde edilememesi söz konusudur.
Somut olayda, sanığın cevapsız aramalarından sonra katılan sanığı arayarak suça konu telefon görüşmesini gizlice kayda alması karşısında, tesadüfen yapılan bir arama üzerine başkaca şekilde ispatlanması mümkün olmayan bir hal içerisinde değil, bir planlama dahilinde yapılan ses kaydının yasak kanıt niteliğinde olduğu gözetilerek, dosyadaki diğer kanıtlara göre hüküm kurulması gerekirken, yasak kanıta dayanılarak hükümlülük kararı verilmesi,

2-Kabule göre de;

a)TCK’nın 61. maddesindeki ölçütler ve aynı Kanunun 3. maddesindeki “fiilin ağırlığıyla orantılı ceza verilmesi ilkesi” çerçevesinde, somut olay açıkça irdelenerek temel cezanın saptanması gerektiği gözetilmeden, temel özgürlüğü bağlayıcı cezada olay ve eylemlerle uyumsuz yetersiz gerekçeyle alt sınırdan uzaklaşılarak en üst hadden hüküm kurulması,


b) Katılan beyanında, sanığın kendisine cevapsız çağrılar göndermesi üzerine kendisini aradığında hakaretler ettiğini beyan etmesi, iddia içeriğinde ve taraf beyanlarında ikinci bir telefon görüşmesinden bahsedilmemesi karşısında, aynı konuşma içerisinde geçen birden çok hakaret eylemiyle zincirleme suç unsurlarının oluşmayacağı gözetilmeden, TCK’nın 43. maddesi uygulanmak suretiyle fazla cezaya hükmedilmesi,


Kanuna aykırı ve sanık … müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 11/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Masumiyet karinesi ve suçsuzluk karinesi konulu yazımız için tıklayınız >>> https://hazarhukuk.com.tr///masumiyet-karinesi-ve-sucsuzluk-karinesi/

 

Avukat Adem AYDIN

 

 

Diğer Yazılarımıza Ulaşmak İçin Tıklayınız>>> https://hazarhukuk.com.tr/faydali-bilgiler/

Daha Detaylı Bilgi Almak İçin Bize Ulaşın — Telefon: ( 0424 236 66 80 – 0530 349 38 49 – 0531 612 03 95 )

E-mail: hazarhukukaw@gmail.com

Phone icon
Telefon
İletişim
WhatsApp icon
WhatsApp